24 Şubat 2026 - Salı

BİR DEVLET NASIL YIKILIR?

BİR DEVLET NASIL YIKILIR?

Yazar - Turan Tok
Okuma Süresi: 9 dk.
270 okunma
Turan Tok

Turan Tok

-
Takip EtGoogle News

                                                          

 Bir millet kendi kuruluş ve var oluş tarihinin serüvenlerini, devlet binasını ayakta tutan değerlerini ve kahramanları ile yıkan hainlerini bilmez ise kahramanlar hain, hainler de kahraman ilan edilir, devlet binası da önce sarsılır, sonra yıkılır…

Onun için; milli kimliğini bilmeyen, milli devletini kurmayan, milli kahramanlarını unutanlar ve kendi tarihini yazmayanlar, devşirmelerin ve devşirme çocuklarının yazdığı kitapları tarih diye okurlar sonra da “Mezbahaneye giden kurbanlıklar gibi kasabın bıçağını yalar” dururlar.

Tarih yazanlar tarihi yapanlara sadık kalmaz, sipariş üzere ısmarlama tarih yazdırılırsa, tarihi gerçekler yönünü şaşırır; aka kara, karaya da ak denilir… İmparatorluklar böyle bölünür, böyle yıkılır gider. Cihan imparatorluğu Osmanlının yıkılışı da böyle olmuştur.

Tarih; milletleri tarih sahnesinde görüldüğü andan itibaren yaptıkları yanlışları ve doğruları ile ele alıp inceler. Başarılı idareciler milleti ayakta tutan dini, dili, tarihi, kültürü vb. gibi temel değerleri koruyup tartışma konusu yapmaktan uzak dururlar.   

Bu temel değerler üzerinden yapılan siyaset ve kirli politikalar ülkeleri yıpratarak birliğini, dirliğini, düzenini, hatta ahlakını bozar, taraftarlık anlayışı ile toplum gruplara ayrışarak tehlike çanları çalmaya başlar.  

                Bundan dolayı geçmişini bilmeyenin geleceği olmaz; neden düştüğünü bilmeyen, nasıl kalkacağını bilemez denilmiştir. Bizde bunun için ecdadımız Osmanlının yıkılışına kısaca bakacağız. Cihan İmparatorluğu Osmanlı, tarihte en uzun süre hüküm süren dünyanın beş imparatorluğundan (Hanedan) birisidir:

 1) Çin İmparatorluğu (M.Ö.211-M.S. (1912)-2123 yıl. 2) Doğu Roma İmparatorluğu/Bizans İmparatorluğu (330-1453)-1058 yıl. 3) Kutsal Roma İmparatorluğu (962-1806)-844 yıl.  4) Osmanlı İmparatorluğu (1299-1923)-624 yıl. 5) Abbasi İmparatorluğu (750-1258)-508 yıl.

  Osmanlı Devleti’nin kuruluşu, yükselişi, duraklama ve gerileme dönemleri farklılık gösterir. Kuruluş döneminde; dini, dili, tarihi, kültürü vb. gibi değerler sahiplenilmiş ve kısa sürede imparatorluğa giden yolun önü açılmıştır.

Siyasetin temeline önce güzel ahlak, insan sevgisi, hak, hukuk, adalet ve yaratanın rızası konulursa; yaratanın da onlara vaadi:” Ey iman edenler! Eğer siz Allah’a yardım ederseniz O da size yardım eder, ayaklarınızı (kaydırmaz) sâbit kılar.” (Muhammet suresi-ayet,7)

Kulun Allah’a (cc) yardımı; İlahi mesajlar adına emredilen iyilikleri yapmak, kötülüklerden kaçınmaktır. Hz. Peygamberin ifadeleri ile; kendin için istediğini başkaları için de istemek, istemediklerini istememek ve aynı zamanda din, dil, ırk, mezhep farkı gözetmeden komşu aç iken tok uyumamak olarak konulan kurallardır.  

Dinleri politikanın aracı yapmak, dindar görünüp dinden siyasi rant sağlamak ve din dışı uygulamalar ile insanları dinden soğutmak, eğer din bu ise ben dinsizim dedirtme noktasına getirmek, inançlara ve insanlığa yapılan en büyük saygısızlık, dinler adına yapılan en büyük felaket ve zulümdür.

 İşte bu noktadan hareketle ecdadımız Osmanlının 624 yıllık uzun saltanat döneminin temeline neleri koyduğu çok önemlidir. Onun için devletin kurucusu Osman Gazinin oğlu Orhan’a vasiyetine kısaca bakalım:   

“Oğlum Orhan! Allah’ın buyruklarına ve alimlerin dediklerine dikkat et. Bunlar dininin ve devletinin güçlenmesine sebep olur. Din işlerinde dikkatli olmayan, doğru yoldan sapmaya başlar ve halktan utanmaz, Hak’tan korkmaz olur; Hak’tan korkmayandan, halktan utanmayandan hayır gelmez.

Oğlum Orhan! Günah işlemekten çekinmeyen zalimlerde sadakat ta olmaz; onun için zulüm yapanları idarenden uzaklaştır ki, insanların sana güveni sarsılıp devletin yıkılmasın! Hurafecilerden ve dinin aslında olmayan, dine sonradan sokulanlardan da sakın ki birlik ve dirliğin bozulmasın...

               Devletine sadakatle hizmet eden memur, esnaf ve her sınıf meslek erbabının hakkını gözet; idaren altında bulunan hiç kimsenin malına- mülküne saldırıda bulunma; Orduya önem ver, askerle, komutanlarla yakından ilgilen, ancak askerin ve mallarının çokluğuyla da gururlanma…

               Devletin hazinesini canın gibi koru, güçlendir, israf edip ihtiyacından fazla harcama yapma; devlet harcamalarında da ölçülü ol, hazineyi saçıp savurma ve kanaatkâr ol.  Eğer bir gün ülkeni fakirlik ziyaret edecekse ilk önce de senin evine uğrasın...

           Avrupa ayağa kalkar, bu yapmak istedikleriniz Kanuni Süleyman döneminde yapılan Kapitülasyon anlaşmalarına aykırıdır, uygulanamaz; hem Türkçe bir dil değil, Türkçe ile sanat olmaz derler. En güçlü olduğumuz zamanda 5000 yıllık bir milletin dilini yok sayıp, dünyada benzeri olmayan Arapça, Farsça, Türkçe dil koalisyonu kurulunca verilen cevap ta bu olacaktır ve bu oldu…

              İçe dönük olarak ta çağdaş bir eğitim ve öğretim için ilköğretimin tek kurumu olan sıbyan mekteplerinden işe başlanılır. Medreselerin kontrolündeki bu mekteplerde sadece dini bilgiler verilmektedir. Yeni uygulama ile ders olarak sosyal bilgiler, tarih ve coğrafya gibi derslerin okutulması, sınıflara tahta, tebeşir, harita, sıra, masa, sandalye küre gibi eşyaların konulması kararı alınır; alınır alınmasına da…

             Medreseler ayağa kalkar, bu uygulanamaz, bunun uygulanması küfür derler. Neticede, İstanbul’da ancak bir okulda uygulama başlatılabilir. Fatih döneminde uygulanan pedagojik yöntemlerle yapılan eğitim-öğretim neticesinde çağlar üstüne çıkılıp, çağ açılıp çağ kapatırken medreselerin bu hallere düşüşü sonumuzu hazırlayan sebeplerden birisi olur.

 İlahi mesaj çok açıktır; “Bir toplum kendisinde bulunanı değiştirmedikçe Allah onlarda bulunanı değiştirmez.”  (Ra’d, 11) Pekiyi neyi değiştirdik te bu hallere düştük mü diyorsunuz? Neyi değiştirmedik ki, deyip sadece bir ikisine göz atalım:

Türk töresine göre han, hakan ve bey olacakların analarının muhakkak Türk olması geleneği vardı; 36 padişahımızın 2’si hariç, istisnasız Macar, Rum, Rus, Ermeni, Hırvat, Sicilyalı, Arnavut, Bulgar, Fransız, Polonyalı vb. yabancı soydan olanlarla evlenerek töremizi değiştirerek melezleştik.

Melezleşince de ikinci adam konumundaki 214 sadrazamın 136’sını yabancılardan, 78’ni Türk’ten yaptık; Padişah anaları yabancı, askeri idare yabancı, sadrazamlarımız yabancı olunca Türk’ün sarayında Türk’e “etrâk-ı bî idrâk” akılsız, ahmak Türk diye hakaret edilir oldu.

              Orduya subay yetiştirip Yeniçeri Ocağına alınan ve içoğlanı adı verilen yabancı asıllı binlerce çocuğu yetiştirip devletin idaresini onlara teslim ettik. O zaman da davulu Osmanlının omzuna taktık, tokmak ile çomağı dönme devşirmelerin elinde verdik; onlar çaldı, biz oynadık, biz oynatıldık…

Ülkede yönetim, ticaret, sanat, bankacılık, kuyumculuk ve borsa gibi yerler dönme devşirmelerin eline geçince ülkenin sefasını yabancılar sürdü. Türk’ün evladı mı…? O da sığırı-davarı güttü

, çifti sürdü, hep ön safta askere gitti, kırıldı ve kırdırıldı.

Atatürk bu hazin gidiş için şöyle der: “Tarihimizi tetkik ediniz. Türk’ün çektiği bütün felaketler, tehlikeler ve musibetler kendi milli varlığını ihmal ederek, nereden geldikleri ve ne oldukları, hangi nesle mensup bulundukları belirsiz birtakım kimseleri kendilerine reis olarak tanıyıp, onların kullandığı vasıtaları olma durumuna düşürülmüş olmamızdandır.”

Son söz: Ağlarsa anam ağlar, gerisi yalan ağlar; el, elin eşeğini türkü çağırarak arar ve Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur olacaktır. Milli kimliğinin öneminin farkında olanlara selam

     24-Şubat 2026 Salı Kozköyü/Yakakent

  

 

#
Yorumlar (0)
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.